İçeriğe geç

SERBEST DALIŞ

Birinci çoğul kişiden üçüncü tekil kişiye evrildiğim o bir taş atımlık mesafede, az gidip uz gidip ana avrat düz giderken, kurduğum beylik sözler beyliğinin çift kişilik kral koltuğunda yanlamasına uzanmış, dış ilişkiler bakanımla iç çelişkiler bakanımın lüzumsuz geyiklerini dinliyordum gözlerim tamamen açık. Biri, kurduğum cümleler yaşadığım ilişkilerden daha uzun oldu olalı aşk meşk muhabbetlerinde cari açığın büyüdüğünü ve yeni sosyalleşme application yardım paketlerinin acil devreye sokulması gerektiğini savunurken, diğeri de kafayı kaldırıp etrafa bakmadan bu açığın kapanmayacağını iddia ediyordu. “Kendi kendine yetebilen ülkeler” kategorisine henüz girmemekle birlikte, etraftan gelen muz ortalara gelişine vole çakmayı bırak, bu ortaları ancak pozisyonun ağır çekimde tekrar gösteriminde zar zor yakalıyordum.

-Nasıl olacak bu iş? dedim kafamı yana sallayıp sağ gözümü yarım kırparak. Yaptığım hareketin “ne ayaksın sen?” anlamına geldiğini son anda farketmiş ama bozuntuya vermemiştim.
-Öncelikle kendin uydurduğunu kabul etmen lazım, dedi doktor.
-Saçmalama abi, gayet kanlı canlı, dokundum bile ben ona?
-Onu demiyorum aptal herif, şu iki bakandan ve krallığından bahsediyorum.
-Beylik..
-Her ne haltsa işte.
Gevşek gevşek güldüm.
-Doktorcum, şirketin yangın merdiveniyle düet yapmış adamım ben?
-Bakıcaz artık bir çaresine. Şuraya uzan, yok yok ayakkabıların kalsın, çıkartma. Şimdi kapa gözlerini, şöyle geçmişe doğru bir uzanalım.

Rahat ve sıcak kanepede gözlerim kapalı uzanıyordum. Biraz fazla mı sıcaktı ne?
-Doktor?
Açar açmaz güneşten kamaşan gözlerime siper yapmak için yüzüme götürdüğüm ellerim kumluydu. Ki bu gayet doğaldı çünkü sıcak kumların üzerinde uzanıyordum. Başımı yana çevirdim, ordaydı. Hemen yanımda havlusunun üzerinde uzanmış, kocaman güneş gözlüklerinin arkasından bana bakıyordu. Sanırım bakıyordu. Aslında bakmadığına iddiaya girsem kesin kazanırdım. Çünkü kumarda kazan-aşkta kaybet kampanyasının en değerli müşterisiydim.
-Denize girelim mi? dedim, aslında bir cevap beklemeyerek.
-Su çok soğuktur şimdi.. dedi beni şaşırtarak.
– Hemen dalarsan alışırsın, hiç üşümezsin.
-Ben dalamam biliyorsun. Ayağımın yere basması lazım.

Elinden tutup kaldırdım. Yavaş adımlarla, kumluk zeminlere basarak belimize kadar gelen derinliğe ilerledik. Çok üşümüştü. Düğme gibi burnundan bile anlayabiliyordum.
-Çok güzelsin, dedi dudaklarım, tamamen benden bağımsız bir şekilde.

-Teşekkür ederim beyim, diye yanıtladı dış ilişkiler bakanı şaşkınlıktan kocaman açılmış gözleriyle. İç çelişkiler bakanı bir bana bir ona bakıyordu.
-Eeeöööö tamam, gidebilirsiniz artık. Bana o dediğin applicationların bir listesini çıkartın hemen, pazartesi masamda istiyorum.

Gözlerimi kapatıp koltuğuma yanlamasına kaykıldım yeniden. Sanırım deliriyordum.

-Uyuya kalmışsın, dedi yanağıma bir öpücük kondurarak. Salonda uzandığım koltukta uyumuştum yorgunluktan. Elimi uzatıp yüzüne dokundum. Gerçekti.
-Sanırım burada kalabilirim, dedim.
-Anlamadım?
-Anlamadığın zaman çok güzel oluyorsun, diyerek sarıldım.
Evet, gerçekti. En az arkadaki televizyonda beline kadar denize girmiş, uzaktan el sallayan doktor kadar gerçekti.
18.09.2014

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: