İçeriğe geç

KUM TANELERİ

Jack hem koşuyor, hem de az önceki telefon konuşmasını düşünüyordu.
– Lanet herif, diye bağırıyordu tiz ve çatlak bir ses.
– Senin gibi hastalıkları bu dünyadan temizlemek gerek…
Canın cehenneme diyerek telefonu kapatmıştı Jack. Bu, son kitabını yazdığından beri aldığı sayısız tehdit telefonlarından sadece biriydi. Kafasını toparlayabilmek ve telefonlardan kurtulmak için sahilde koşmaya karar vermişti.
Halbuki başlangıçta herşey çok güzeldi. Yazdığı korku romanları, içinde cehennem kaçkını yaratıklar, parçalanan insanlar olmasına rağmen geniş kitleler tarafından beğenilmiş, iki kitabı bestseller bile olmuştu. Ve tabii ki bütün bunlar sonucu iyide para kazanmıştı. Jack’in kimseye söyleyemediği bir sırrı sayesinde bütün bunlar gerçekleşmişti. O, bütün bu romanlar için kafa patlatmak zorunda kalmıyordu. Sadece gördüğü rüyaları yazması yetiyordu. Bunu insanlara anlatmayı düşünmüştü ama insanların onu ruh hastası olarak göreceklerinden emindi. Oysa insanın korkunç rüyalar görmesinin kime ne zararı olabilirdi ki? Ta ki son romanını yazana kadar…
Önce bunun bir tesadüf olduğunu düşünmüştü. Tamam, o küçük çocuğun öldürülüş şekli yazdığı kitaba tamamen uyuyordu ama bu basit bir tesadüftü. Ancak bu ölümler arka arkaya gelmeye başlayınca insanların tepkisi Jack’a yönelmişti. Sonuç olarakta bu telefonlarla uğraşmak zorunda kalmıştı.
Sağ taraftan gelen bir ses düşüncelerini dağıttı. Karanlıkta gözlerini kısarak baktığında sağ tarafında bir kum tepeciğinin olduğunu gördü. Ay bulutların arasında olduğu için tepecik karanlıkta kalıyordu. Düşüncelerinden sıyrılan Jack, “Uzun süredir koşuyor olmalıyım” diye düşündü. Kumsalın bu tarafına daha önce hiç gelmemişti. Sol tarafında okyanus bitmek bilmeyen bir sabırla kumsala küçük dalgalar gönderiyordu. Ay bulutların arasından sıyrılarak ortalığı aydınlatmaya başlamıştı. O sırada gözucuyla sağ tarafında karanlığın içinde bir gölgenin hızla kaydığını gördü. İlk aklına gelen aldığı tehditler oldu. Manyağın biri kendisini izlemiş ve bu ıssız kumsalda ona saldırmayı planlamış olabilirdi. Ama gözucuyla da olsa bunun bir insandan daha küçük bir gölge olduğunu görmüştü. Ancak eğilmiş bir insan büyüklüğündeydi. Ama insan eğilmişken bu kadar hızlı hareket edemezdi. Belki de bir parça ekmek umuduyla kumsalda dolanan bir köpek olabilirdi.
Ve birden karanlıkta beyaz birer inci gibi parlayan gözleri gördü. İçinde kötü bir his uyandı. Bu gözlerde korkutucu bir şeyler vardı. Sanki “Seni tanıyorum Jack, ve sen de beni” diyordu. Jack birden korku içinde koşmaya başladı. Gölge de sağ tarafında hızla onu takip ediyordu. Yaratık o kadar çevik ve hızlıydı ki kum tepeciklerinin üzerinden kayar gibi hareket ediyordu. Jack artık kaçamayacağını anladı ve düşmanıyla karşılaşmak için olduğu yerde durarak döğüşe hazırlandı.
Yaratık çevik hareketlerle sıçrayarak Jack’in önünde durdu. Karanlık yüzünden Jack, dört ayak üzerinde duran yaratığı tam göremiyordu. Ay bulutların arasından tekrar sıyrılmaya başladığında yaratık yavaşça arka ayakları üzerinde doğruldu. Gördüğü şey Jack’in kanını dondurmuştu.
Yaratığın vücudu gri-yeşil pullarla kaplıydı. Kaslı kolları ve bir jilet keskinliğinde pençeleri vardı. Ayakta dengesiz duruşundan dört ayak üzerinde durmaya alışkın olduğu anlaşılıyordu. Ama kafası… Vücuduyla inanılmaz derecede orantısız olan kafa, ilk bakışta bir kurt’un kafasını andırıyordu, ama hiçbir kurt’un bu kadar geniş bir ağzı ve bu kadar çok sayıda dişleri olamazdı.
Yaratığın en kötü yeri gözleriydi. Sanki içinden ışık yayıyormuşçasına bembeyaz parlıyorlardı ve bu gözlerin sadece akları vardı. Yaratık üzerine atlarken Jack’in düşündüğü tek şey gözler oldu. “Tanrım, gözleri değişip kırmızı oluyor”

Yazar Jack ertesi sabah üzerinde koşu elbiseleriyle yatağında ölü bulundu. Resmi kayıtlara, uyurken geçirdiği bir kalp krizi sonucu öldüğü yazıldı. Ancak kimsenin çözemediği iki şey vardı. Jack’in yüzündeki dehşet ifadesi ve yatağında bulunan kum taneleri…

Tek Yorum

  1. hakan hakan

    Sanırım 1999 yılıydı. Yaşar Leasing’de şirket içinde çıkardığımız derginin ilk sayısında arka kapak içi boş kalınca son dakikada bu hikayeyi uydurup yazmıştım. Beklenmedik şekilde beğenildi, sonra ikinci sayıda başka bir hikayeyle devamı geldi (Goblin) ancak ne yazık ki önce derginin, sonra da şirketin devamı gelmediği için yazarlık kariyerim başlamadan bitmiş oldu 🙂

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: